İlhan Sevin yazdı : Anılarla yarım kalmış bir mucize köy enstitüleri
Yıllarca süren mücadeleden yorgun düşen insanları, endişeli ve bir o kadar belirsiz bir süreç bekliyordu. Artık gitme vakti çoktan gelmişti doğup büyüdükleri, yaşadıkları topraklardan; umutlarını, hayallerini ve yaşanmışlıklarını geride bırakarak, kendilerini büyük şehirlerin kollarına zoraki bırakıveriyorlardı.
Kimileri bu yeni hayata alışamayıp, büyük şehrin derin girdabında savrulup giderken, kimileri ise bu acımazsız ve soğuk hayata tutunmak için, yaşamaya mücadele etmeye devam ediyorlardı.
Evet, her yıl yüz binlerce insan, hayata tutunmak için yerini yurdunu bırakmak zorunda kalıyor ve büyük şehirlere göç ediyor. Eğitimsizlik, işsizlik, yoksulluk ve çaresizlik nedeniyle, Doğu-Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Karadeniz ve diğer bölgelerimizden insanlarımız; İstanbul, İzmir, Ankara başta olmak üzere büyük şehirlere doğru iş, aş, eğitim için göç ediyor. Hiç kimse durup dururken yerini yurdunu, toprağını bırakıp hiç bilmediği alışık olmadığı bir yaşam macerasına atılmak istemez. Ama işin içine işsizlik, çaresizlik girince göç kaçınılmaz oluyor.
1940’lı yıllarda Türkiye’nin toplam nüfusu 17 milyondu ve bunun 13 milyonu yani yüzde 75’i köylerde yüzde 25’i kentlerde yaşıyordu. Bugün ise, Türkiye’nin nüfusu 86 milyon, il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2023 yılında %93 iken belde ve köylerde yaşayanların oranı %7 civarında. Köy nüfusu yok denecek kadar az.
Bundan tam 75 yıl önce bu ülkede büyük bir aydınlanma devrimine adım atılmıştı. Kurtuluş Savaşından yorgun çıkan halk, artık ayağa kalkıp dünya ile rekabet edecek reformları birer birer hayata geçirmeye başlamıştı. İşte köy enstitüleri de bu reformlardan bir tanesiydi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla, eğitimde ciddi atılımlar yapılıyordu. 1926 yılında köy öğretmen okulları kurulmuştu. Mustafa Kemal Paşa’nın görmeye belki ömrü yetmedi ama hayalindeki köy enstitüleri, büyük bir heyecanla ve dayanışmayla yurdun dört bir tarafında açılıyordu. Kırklareli Kepirtepe’den, Kars Cılavuz’a, Trabzon Beşikdüzü’nden, Dicle Köy Enstütüsü’ne ve Van Ernis’e tam 21 aydınlanma meşalesi yurdun dört yanında ışık saçıyordu. Köy enstitüleri, Türkiye’nin aydınlanması için büyük bir şans ve umuttu.
Köy enstitüleri ile amaçlanan; köylünün aydınlanması, sanatla, kültürle ilgilenmesi, toprağı ekmesi, biçmesi, ziraatı öğrenmesiydi… Batısıyla, doğusuyla, güneylisiyle, kuzeylisiyle tuğlası konan her bir enstitüde aslında kentli ile köylü, doğu ile batı arasında kardeşlik için sağlam duvarlar örülüyordu.
Ama bu aydınlanma hareketi maalesef birilerini rahatsız ediyordu. Bu nedenle yine birileri tarafından engellendi ve yok edilmeye çalışıldı. Ve sonuçta 1954 yılında komünist yuvası yaftası yapıştırılarak kapatıldılar. İşte Türkiye’ye en büyük kötülük tam da o zaman yapıldı.
Eğer bugün köy enstitüleri olsaydı, ne köylerden kentlere göç olurdu ne de üretimi azalan tarımı, ziraatı bitme noktasına gelen dışa bağımlı tüketen bir toplum olurduk. Bilimde, teknolojide çok daha farklı yerlerde olurduk. Ve en önemlisi aydınlanmış bir toplumla sorunlarını çoktan aşmış bir ülke olurduk.

Benzer
YKS Başvurularında Son 4 Yılda Düşüş Eğilimi
İlhan Sevin yazdı: YKS,LGS yaklaşırken hep aynı telaş
İlhan Sevin yazdı: Çinliler ve Eğitim
İlhan Sevin yazdı: Eğitime doğru teşhis koymak
İlhan Sevin yazdı: Üniversite sayısı artıyor ama kişi başına gelir artmıyor
İlhan Sevin yazdı: Hiperaktif çocuklar
İlhan Sevin yazdı: Okul ve sınavlar öğrencilere neden sıkıcı geliyor?
İlhan Sevin yazdı : Anılarla yarım kalmış bir mucize köy enstitüleri